Agnostik Forum Forum Ana Sayfa  
 SSS  •  Arama  •  Üye Listesi  •  Kullanıcı Grupları   •  Kayıt  •  Profil  •  Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın  •  Giriş
 DNA ve RNA Evrimi Sonraki başlık
Önceki başlık
Yeni başlık gönderBaşlığa cevap gönder
Yazar Mesaj
Hayyam
Yönetici
Yönetici


Kayıt: 11 Ağu 2007
Mesajlar: 316

MesajTarih: 11 Eyl Cum 2009 06:22 Alıntıyla Cevap GönderBaşa dön

DNA kodunun oluşması ve bu kod kavramının canlılığın temel yapısını oluşturması yaradılışı savunanlar için akıllı bir yaratıcı için delil oluşturmaktadır. Buna göre "kod" gibi özel bir şeyin oluşması ancak o kodu bilen biri tarafından oluşturulabilir. Ancak evrim savunucuları ise DNA kodunun bile evrim süreci içerisinde oluşabildiğini açıklamaktadırlar.Peki ama nasıl?

DNA oluşumundan bahsetmeden önce ilk canlılığın ortaya çıkışına değinmekte fayda var sanırım. Kimi bilimadamlarına göre her şeyin varolduğu bir ortamda ve karmaşıklığın içinde birbiri ile uyuşan basit proteinlerin ve moleküllerin biraraya gelmesi sonucu aminoasitler ilk canlılık belirtisi gösterildi. Kimi bilimadamlarına göre ise Dünya'nın bundan 4-6 milyar yıl öcneki atmosferindeki organik moleküller birbiri ile sentezlenerek okyanusa yağmış ve suda ilk hayat devinimi başlamıştır.

İşte canlılık ile birlikte bu kod taşıma sistemi yani RNA varlık göstermiş olmalıdır, çünkü varlığın bilgilerini taşımak RNA olmadan olamaz.

İşte şimdi çok karmaşık bir kod düzenine sahip olan DNA ve RNA aslında ilk başta basit nükleotidlerin yanyana gelmesi ile oluşan uzun zincirlerdir.

Image

Ancak DNA gibi bir yapıdan önce RNA gibi bir yapının oluşmuş olması daha muhtemeldir. RNA ilk kez kendini eşleyen bir yapıda olduğu zaman canlılığın kalıtsallığı baş gösterebilmiştir. Bugün DNA, RNA ve proteinlerin ortak olarak gerçekleştirdiği bu kod taşıma işi "RNA Dünyası" olarak bilinen ilk canlılık zamanında sadece RNA tarafından yapılan bir işti.

Bu dönem içerisinde "kendini eşleme" defalarca bilinçsiz olarak gerçekleşti. Kendini eşleyebilen molekülün ortaya çıkması ile bir çeşit başarı yarışı başlamış oldu. Kimi eşlemeler daha iyi kimi eşlemeler ise daha kötü oluyordu. Bu hem doğal seçilim için kapı açıyordu hem de bugün DNA işleyişindeki "duplikasyonlar"ın temelini oluşturuyordu.


Ancak "daha bilinçli olarak" kendini eşleme tek başına ve birden bire olabilecek bir şey değildir. Çünkü sentez gerektirir ve RNA tek başına bunu gerçekleştirmemelidir ilk var olduğu zaman. Dolayısıyla RNA da bir şekilde evrilerek eşleşmeyi gerçekleştirmiştir.

Protometabolizma olarak adlandırılan ilk canlılık sürecinde ATP, RNA için çok önemli rol oynamıştır. ATP; GTP, CTP ve UTP olarak bilinen benzerleri ile birlikte RNA molekülünün yapıtaşını oluşturmuştur.

Bu reaksiyonların gerçekleşmesi sırasında trifosfatlar monofosfatlara dönüşürler. Bu dönüşüm sırasında fazla olan 2 fosfat ise inorganik pirofosfata dönüşür. Böylece ortaya enerji çıkar ve bu enerji RNA zincirindeki nükleotidlerin birbirlerine tutunmasını sağlar.

Bunların olduğu "Prebiyotik dönem"de kimyasal tepkimeler çok önemliydi. Özellikle minareller önemli katalistlerdi. Örneğin; nükleotidlerin birbirlerine tutunarak kısa RNA'ya benzer molekülleri sentez ettiği deneysel olarak gösterilmiştir.

Ayrıca kendiliğinden oluşan kısa peptitler (ki bunlar proteinden farklıdır çünkü proteinler RNA'dan sonra varolmuşlardır) katalizör görevi görerek RNA yapısının oluşmasında önemli rol oynamışlardır.

Kendini iyi eşleyebilen moleküller daha çok yavru üreterek daha yaygın hale geldiler. Ve yaygın hale gelen bu "başarılı" eşlenen ve eşlemeci moleküller daha iyi eşleşmeler meydana getirdiler. Burada daha iyi eşleşmiş olan moleküller baskın hale gelerek evrimin hep bir adım ileri atmasını gerekli kılmışlardır.

Bu canlılık özelliği gösteren ve kalıtsal özelliği olan moleküllerin çevresi zamanla zar ile çevrildi. Bu da karşımıza 2 önemli durum çıkardı;

1-) Kalıtsal malzemenin ürünleri birbirine yakın durabiliyordu,
2-) Bu ilkel hücremsi yapının içi dışarıdan farklı bir ortam oluşturabiliyordu.

Bu zarla çevreleme sonucunda moleküller arasındaki rekabet zarla çevrililer leyhine döndü. Zarla çevrili olan kalıtsal malzemeler çıplak kalıtsal malzemelere göre avantajlı olarak eşlenmeye devam ettiler. İşte bu zarla çevrili kalıtsal malzemelerin günümüzün bakterilerine çok benzer yapılar oluşturduğu yaygın görüştür.


Image


Buraya kadar yaşamın varlığı ve kalıtımı için gerekli tüm işlemler RNA'ya bağlı olarak sürdürülüyordu. Ancak artık hücre özelliği gösteren zarla kaplı kalıtsal malzemeler farklı işlemler yapıyor ve farklı moleküller kullanıyorlardı. Bu kullanım sırasında RNA'dan daha kararlı bir yapı olan DNA artık kalıtsal malzeme haline geldi. Çünkü evrimin her adımında olduğu gibi iyi ve yararlı olan çevreye en çok uyum sağlayan yapı baskın bir karakter oluyordu ve DNA çok daha güçlü kalıtım metaryeli olarak basit yapıda meydana geldi.

RNA hücre içerisindeki kimyasal tepkimelerde çok fazla verimli olamıyordu. Bu sebeple proteinler hücredeki temel metabolik tepkimelerden sorumlu hale geldiler. RNA artık eskisi kadar önem arz etmemeye başladı. RNA'nın görevi hücrenin protein yapan emrkezlerinden DNA'ya bilgi taşımak oldu.

Bu özelliğe sahip olan hücreler çok kolay bir şekilde diğer geri kalmış hücre yapılarının önüne geçerek baskın hale geldiler. Böylece RNA temelli canlılık sona ermiş oldu.


Image


Bunlara ek olarak şu bilgileri de vermekte fayda var sanıyorum; günümüzde yaşayan bütün canlılarda nükleik asitler (DNA ve RNA) proteinleri yapmak için gereklidir ve proteinler de nükleik asitleri yapmak için gereklidir. Bu durumda önce hangisi ortaya çıktı, nükleik asit mi protein mi?

Bu problem RNA'nın yeni bir özelliğinin keşfiyle çözüldü: bazı RNA çeşitleri kimyasal tepkimeleri katalizleyebiliyordu, bu da RNA'nın hem kalıtsal bilgiyi saklayabileceği hem de kendisini kopyalamasını sağlayacak kimyasal tepkimeleri gerçekleştirebileceği anlamına geliyordu. Yumurta ve tavuk problemi şimdilik bu yeni bilgiler sayesinde çözülmüş oldu: nükleik asitler (özellikle RNA) önce ortaya çıkmıştı, daha sonraları ise yaşam DNA tabanlı kalıtıma dönüşmüştü.

DNA oluşumu işte bu şekilde RNA'nın evrilmesi sonucu meydana gelmiştir ve kod taşıma bilgisi ve pisifliği RNA'nın evrim geçirmiş halinin biz özelliğidir. Bununla birlikte DNA evrimi sürecinde kod bilgisinin ve kapasitesinin artışına da değinmek gerek sanırım;

DNA'daki kromozomlar eşlenirken bazen hatalar meydana gelebilir. Bunlar "duplikasyon" olarak adlandırılmaktadır. Duplikasyon gen kopyalanırken aynı genin iki defa kopyalanmasıdır. Ancak bu kopyalama sırasında birebir aynı bilgiler kopyalanmaz ve ufak tefek değişiklikler olarak kopyalanır.

Bu kopyalama farklılıkları ise DNA kodundaki onlarca karmaşık ve bazen gereksiz bilgilerin kaynağını oluşturur.

Gen değişimleri mikro mutasyonlar veya makro mutasyonlar ile olabilmektedir v bu şekilde bilgi çeşitliliği artmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki bu mutasyonlar olurken genin orijinali durduğu için asıl DNA kaybolmaz ve onun hatalı kopyası çeşitlilik meydana getirir.

Tabii ki bazı mutasyonların da zararlı olduğu kaçınılmazdır. Ancak yararlı mutasyonlarlar yazının başında da dediğim gibi her zaman daha verimli olur ve aktarımını sürdürme olasılığı daha yüksektir.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Kullanıcının profilini görüntüleÖzel mesaj gönderYazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:      
Yeni başlık gönderBaşlığa cevap gönder


 Geçiş Yap:   



Sonraki başlık
Önceki başlık
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Nitelikli Bilgi


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group :: Theme & Graphics by Daz :: Tüm zamanlar GMT + 3 Saat
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.031